Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 
 


İLÇENİN TARİHİ

Çamlıhemşin’in tarihi bakarken ilçe merkezi olana kadar bağlı olduğu Hemşin’in tarihine de birlikte bakmak gerekir. Yöre, 1071’de Malazgirt Meydan Muharebesi sonunda Alparslan tarafından Selçuklu Devleti topraklarına dahil edilmiştir. 1072’de, Alparslan savaş sonrasında, bölgeye 70.000 yaylacı ve göçer Türk yerleştirdi. Daha sonra 1184’te bölgede kurulan Trabzon-Pontus  imparatorluğu sınırları içinde kalan Hemşin’in bölge halkı, arazinin dağlık ormanlık olmasından dolayı, işgalden etkilenmedi. Türk kimlik ve gelenekleriyle yaşamlarını günümüze dek sürdürdüler. Hemşinliler, zaman zaman azınlıkların kalleşçe saldırıları sonucu zor anlar yaşadılarsa da, hiçbir zaman  yurt edindikleri bu topraklardan, gurbet dışında kopmadılar. Çamlıhemşin adını, ilçenin kuruluşundan sonra almıştır. Çamlıca, 27 Haziran 1957 tarihinde yürürlüğe giren 7033 sayılı kanunla 1 Nisan 1961 tarihinde ilçe yapılarak Çamlıhemşin adını aldı. Öteden beri anadilleri Türkçe olan Hemşinlilerin ataları, 1523’teki Kanuni Çağı ilk tarihinde Müslüman-i Kadim yani 1461 Öncesi Müslümanları diye tanıtılıyor.
Hemşinlilerden öteden beri Türklüğe özgü vasıflar görülür:
Harita birimlerine göre 40-22’-41-28’ doğu boylamlarıyla 41-314 ve 41-20’ kuzey enlemleri arasında yer alan Rize ilinin güneydoğusunda, denizden 22 km içerisinde, Erzurum istikametinde Rize il merkezinden 147 km uzaklıkta sırtını KAÇKAR (Karataş, 932 m),  Verçembek (Dilekdağı,3711 m) dağlarına dayanmış, Pazar_ardeşen sınırından denize dökülen Fırtına Deresinin Ayder Deresi ile birleşim yerinde kurulmuş, etrafı gür ormanlar ile çevrili, kaplıcası, yaylaları, krater gölleri ve ve bünyesinde yetişen 6000 tür botanik bitkisi ile özel yetiştirilmiş sera görünümü veren ilçe merkezidir. Pazar, Ardeşen, Hemşin, Çayeli ilçeleri, Erzurum ve Artvin illeri ile komşu olan ÇAMLIHEMŞİN...
Çamlıhemşin ismini aldığı geniş çam ormanlarıyla çevrili olup %80 orman olan arzai, köknar, kestane, kayın, meşe, karayemiş, orman gülleri (kırmızı, beyaz ve sarı), gürgen, şimşir, ıhlamur, karaağaç ve yöreye özgü iri gövdeli meyve ağaçları ile kaplıdır.
Çamlıhemşin’in doğal sınırları, denizden 165 m yükseklikten başlayıp 3932 m’lik Kaçkar Dağının tepesinde son bulur. Bu iki yükselti arasında, engebeli ve girintili-çıkıntılı bir çok vadiye sahip olan Çamlıhemşin’in belli başlı yükseklik teşkil eden tepeler şunlardır: Kumluk Dağı (3054 m), Kardovit Sırtı-Duvar Tepe (2985 m), Kızılkaya (3237 m), Cargovit Tepe (2859 m), Çaymakçur Tepesi (2295 m), Aytimur Tepe (3195 m), Bucaklar Tepe (3121 m), Büyük Kavron Tepe (277 m),  At Meydanı (2782 m), koyun Bayırı Huser Tepeleri (2213 m )
Başlıca Yaylaları:
Çat, Elevit, Kale, Varoış, Verçenik, Başyayla, Ortayayla, Tirovit, Palovit, Haçıvanak, Karmik, Hapıvanak, Samistal,POKUT, Sal, Hazindağ, Amlakit, Aşağı Kavrun, Yukarı Kavrun, Kaçkar, Ayder yaylalarıdır.
Halkın geçim kaynağı gurbetçiliktir. Sahip olması gereken 60.000 nüfusun 50.000’i gurbetçi olup gurbette ekonominin her alanında işveren, işçi, memur olarak çalışmaktadır.
İlçe halkı, mevsimlik orman işçiliği, fabrika işçiliği, ilçe merkezinde ise fırın, bakkal, ayakkabıcılık vb. dallarda esnaflık yapmakta, bölgenin turizme açılmasıyla birlikte, turisttik lokantalar ve alabalık tesisleri faaliyet göstermektedir. Ayder’in Bakanlar Kurulu kararıyla turizm bölgesi ve DOĞAL SİT alanı olarak ilan edilmesiyle, turizimde beklenen gelişme, imar planın henüz tamamlanmamasından dolayı sağlanamamıştır.
Çamlıhemşin ilçesi, dağlık ve dağınık arazi yapısı nedeniyle tarihi eser yönünden çokzengin değildir. İlçede ZİLKALE, KALE-İ BALA, KEMER KÖPRÜLER ve TAŞ KONAKLAR’ın tarihi ve mimari değerleri yüksektir.
ZİL KALE
1871 tarihli Trabzon vilayeti salnamesinin 178. Sayfasında Atina kazasına tabi Hemşin nahiyesinde Kale-i Bala ve Zır namlarında iki harap kale bulunduğu belirtilmektedir.
Bölgenin en dikkate değer eserlerinden birisidir. İlçe merkezinin 15 km. güneyinde, Fırtına Deresi’nin batı yamaçları üzerinde kurulmuştur. Kalenin üzerinde inşa edildiği sarp kaya kütleis denizden 750 metre dere yatağından yaklaşık 100 metre yüksekliktedir.
Kale dış surlar, orta surlar ve iç kaleden meydana gelmektedir. Kale doğal bir kaya kütlesi üzerine kurulmuştur. Dış kalenin kapısına kuzeybatı yönündeki patika bir yolla ulaşılır. Kuzeydeki kapının söğe taşları sökülmüştür. Bir teras yardımıyla orta surlar seviyesine çıkılır. Buradan ikinci bir kapı yardımıyla kale içerisine girilir.
Kalenin kesin yapılış tarihini belirtecek veriler yoktur. Mimari unsurlarda buna imkan vermez. A.Bryer kalenin Trabzon Komnenosları zamanında mahalli derebeyleri tarafından yapılmış olabileceğini belirtir (14.15. yüzyıl) S. Eyice bu tarihlendirmeye katılırken ‘Kalenin ilk sahipleri hakkında bir şey söylenemez’ denmektedir.
Bölgenin ilk çağları olduğu gibi orta çağ tarihi de karanlıktır. Hemşin yörenin İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu zamanlarında tam olarak mı kısmen mi fethedildiğini bilmiyoruz. Belki de Bayburt ve İspir’deki Türk Beyleri Varoş Kale, Zil Kale Cihar Kale ve Pazar Kızkulesi ile denize ulaşan önemli bir askeri bir kontrol kurmuşlardı ve bu yolla sahile ulaşmak istiyorlardı.
Osmanlıların bölgeyi fethinden sonra kale kullanılmaya devam etmiştir. 16.yy başlarında hazırlanan tarih defterlerin de kalenin adı Kale-i Zir (Aşağı Kale) olarak geçmektedir.
Kalede bulunan el topları:
Kalede bulunan 2 el topu 1979 yılında Trabzon Müzesi’ne getirilerek 440 (79-1-1) ve 441 (79-1-2) ile envantere kayıt edilmiştir.
Pirinçten döküm olarak yapılmıştır. Uzunlukları 26 cm. dir. Namlı iç çapları 4-4,5 cm.dir. gövde üzerinde arkada ateşleme deliği bulunmaktadır. 441 nolu topun gövdesi ve namlusu üzerinde yedi süs halkası bulunmaktadır.
KALE-İ BALA
Çamlıhemşin ilçesine 40 km. uzaklıkta Hisarcık Köyü sınırları içerisinde Fırtına Deresi’nin kaynaklarına hakim bir noktada kurulmuştur. kaynaklarda geçen bir diğer adı Varoş Kale’dir. Kale Kaçkarların iç kısmına geçit verdiği Başhemşin ve Tatos Geçidi’ne yakındır. Kalenin surları oldukça harap olmuştur. Duvar işçiliği bakımından Zil Kale ile benzerlikler görülür. Kale-i Bala da 14.15. yy yapıldığı sanılmaktadır.
KEMER KÖPRÜLER
Fırtına dersi boyunca Köprüköyünden itibaren muhtelif  büyüklükte 10 adet Kemer Köprü bulunmakta, yapım tarihleri tam tespit edilmemekle beraber 150 senelik tarihi yansıttıkları bölgede meydana gelen fırtınalara meydan okurcasına ayakta kalmayı başarmışlardır. Yontmataş tekniğiyle yapılan bu köprülerin mimari yönden taş tekniğinde ayrı bir yeri vardır.
Şenyuva Köprüsü: Eski adıyla Cinciva Köprüsü, bölgenin yaygın taş köprülerinden biridir. Tek bir kemerle Fırtına Deresi geçilmiştir. Köyün yaşlıları H.1111/M.1699 tarihli bir kitabesinin 1946 yılındaki bir selde kaybolduğunu kaydederler. Eğer bu doğru ise, yapı bölgedeki en eski köprülerden birisidir.
Çamlıhemşindeki diğer eserler ise; Şenköy Camii 1900), Aşağı Çamlıca Köyü Camii ve Köprüköy Köprüsü(19.yy.)'dür.
HEMŞİN EVLERİ
Genellikle konak türünden yapılan evler taş malzeme işlenerek yapılmış olup 3 katlı ve üst kısımlar ahşap işlemedir. Bazı konaklarda alt katlarda taş işlemeler kullanılmış olup, üst katlarda kimi konaklar dolma taş tekniğiyle ahşap arasına taş doldurmak suretiyle yapılmıştır. Bazı evler ise ahır bölmesi taştan yapılarak üst katlar ahşap malzeme ile boğaz geçme tekniği tatbik edilmek suretiyle imal edilmiştir.
Konakların mutfak bölümünde ateşin yakılabileceği yontma taşlarla işlenmiş kemer bağlantılar dumanın dışarıya atılmasını sağlayan baca teknikleri ev halkının oturması yemek yemesi için avlu, evin yiyecek ihtiyacının depolandığı maran adı verilen ambar, misafir ağırlamak için düzenlenmiş baş oda bu odalarda şömine banyo ve tuvalet bulunmaktadır.
Ahşap yapı tekniğinde uygulanan sistemlerde kapı ve menteşenin dışında hiç çivi kullanılmadan ahşap ev ustaları tarafından oyma sanatının en ince teknikleri, kapı, pencere ve köşe bağlantılarında titiz bir şekilde uygulandığı görülmektedir.
Hemşin evlerini meydana getiren ustalar yer seçiminden malzeme seçimine evin bitirilip teslimine kadar tüm sorumluluğu taşırlardı. Hemşin evlerinin korunması gereken bu evlerin günümüzde ve gelecekte çok önemli kültürel değerleri vardır.
FOLKLOR
Çamlıhemşin’in halk oyunu horundur. Horun tulum eşliğinde daire şeklinde oyuncuların elele tutuşması suretiyle oynanır. Horonu yönetene horoncu denir. Tulum nağmeleri horoncunun  komutuyla figür değişikliği yapılarak horon saatlerce devam eder. İnsan doğduğu yere benzer sözündende anlaşılacağı gibi engebeli coğrafi yapı üzerinde kurulan Çamlıhemşin’in insanlaının oynadığı horonda engebeli arazide, gür ormanlıklarda, dağ zirvelerinde mücadele etmekte olan insanlar hareketliliğini görmek mümkündür. Kalabalık topluluk tarafından oynanan horun bazen tulum olmadığı zaman nav’la bazen çubuyla bazen de oyuncuların çifter çifter karşılıklı söyledikleri türkülerle oynanır. Bölgede oynanan oyunlar tulum çıkarttığı nağmeler doğrultusunda farklı figürlerde devam eder. Her oyunun kendine özgü melodisi ve figürü vardır. Oynanan oyunlar kimi görülen yere kimde oynatanın ismine göre adlandırılır. Oynanan oyunlar 32 ayrı ahenk ve figürde olup başlıcaları, Rize, Hemşin, Yüksekhemşin, Papilat, Memetina, Bakos, Çayışka, Aleka, Sırtlı, Mahmutoğlu, Gant Hevrek, Hamlakit, Yali, Çano gibi oyunlardır. Oynanan oyunlar figür ve melodi olara ilk dinleyenler ve seyredenler açısından birbirinin aynı gibi görünsede aradaki farklılık folklor uzmanlarınca bariz bir şekilde hissedilir. Horon genelliklebayramlarda, düğünlerde, Yaylalarda, festivallerde oynandığı gibi gurbette Hemşin Kültürünü yaşatmak amacıyla kurulan derneklerin düzenlemiş olduğu gece ve gezi gibi organizelerde de çoşku içerisinde saatlerce oynanır. Eskiden kızlar ayrı erkekler ayrı oynarken günümüzde kız ve erkek oyunları karışık olarak oynanır. Tulumla horunun Hemşinli’nin gönlünde ayrı biryeri vardır.
Hemşinin kendine özgü giyim tarzıda dikkat çekicidir. Şar ve kenarlari işlemeli şifondan oluşan baş örtüsü foklorik kıyafeti tamamlamaktadir.Foklor kıyafeti olarak çarık,ikitelli çorap, bele bağlana horasan kuşağı ve kadifeden dikilmiş bir elbise. Günümüzde moderen kıyafet giyinen yüre halkı şar ve şifonla baş örtünerek hemşine özgü geleneği yaşatıyorlar.
TULUMUN YAPISI
Oğlak derisi daha çok tercih edilir ve tüyleri temizlendikten sonra ayaklar sonkısımından kesilir. Ters ( çevrilip ters bağlandıktan sonra ) kesit bağlantısı daha iyi görünür. Ön ayaklardan birine tahta boru-lülük arka ayaklardan birinede nav bağlanır.böylece tulum dediğimiz  çalgı meydana gelir.lülük’ten üfleyip tulum şişirilir. Üflenen hava geri kaçmasın diye tulumcu lülüğün ağzını dili ile kapatır. Kendisi bu suretle nefes alabilir. (son zamanlarda lülük ağzına konan bilye sayesinde tulumcular türkü dahi söyleyebiliyorlar) sıkışan hava mecburen, Nav içinde ulunun çimon/çilbu denilen ses veren kamış borulara hücum eder ve ses çıkararak dışarı çıkar. Ekseriyetle çıbu’lar yan yüzeylerinden 5 delikli olup bu delikler Nav’ın üst yüzüne yani tulumcunun parmaklarını oynatacağı bölüme bir çift olarak yerleştirilir. Çimon/çibular, Nav içinde ikiden fazlada olabilir. Herbirini sesi tulumcunun ustalığına göre ayarlanır.
ÇİMON/ÇİBU
Kamış veya tahıl (sapı boğum yerinin bir tarafından diğer tarafın dıştan boğum yerinden içten kesilir. Bu uçta boğum yeri kalacağından  kapalıdır,diğer uç açıktır. 16-17 cm boyunda bir boru elde edilmiş olur. Açık uç hafif meyilli olarak düzeltilir. Kapalı kısma doğru borunun bir kısmı çakı ile inceltilerek Sesin, hava geçişi ile temini sağlanır. Bu borunun üçte bir kadarı üste kalması şartıyla ikişer santim ara ile delikler açılır. Böylece aynı örnekteki gibi yapılan Çimonlar bu şekilde yanyana bağlanıp Nav’ın içine yerleştirilir. Çıkan sesler birbiri ile tam manasıyla uyumlu olmayabilir.
NAV: Farsçada içi oyulmuş odun manasında olup bu tabiri eski Oğuzlarında kullandığı aşikardır. Navlar hafif kıvırık boynuzu andırılar odundan veya şemsiye sapının yarım daire bölümünden yapılırlar. Aslında içbükey bir teknecikten ibaret olup çimon/çubular içine yerleştirilir.
KAR’AŞIN: Nav’ın son kısmındaki boynuza verilen isimdir. İncelemelerimizde eski Türklerde (kar) dediklerini öğrendik.